Bursa Tarihi

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BURSA TARİHİ

Günümüzden binlerce yıl öncesine uzanan tarihi birikime sahip olan Bursa’da bulunan çeşitli höyüklerde yapılan çalışmalarda ilk yerleşimcilerin 8500 yıl öncesine uzanan izlerine rastlanmıştır. Bu izler gösteriyor ki Bursa çeşitli topluluklar tarafından her zaman güzide bir yerleşim alanı olma özelliği ile binlerce yıl öncesinden dikkat çekmiştir.

BURSA’NIN TARİHİ

Günümüzden binlerce yıl öncesine uzanan tarihi birikime sahip olan Bursa’da bulunan çeşitli höyüklerde yapılan çalışmalarda ilk yerleşimcilerin 8500 yıl öncesine uzanan izlerine rastlanmıştır. Bu izler gösteriyor ki Bursa çeşitli topluluklar tarafından her zaman güzide bir yerleşim alanı olma özelliği ile binlerce yıl öncesinden dikkat çekmiştir.

Bursa ve çevresinde Ilıpınar Höyük, Akçalar Aktopraklık Höyük, Menteşe Höyük, Barçın ve Hacılar Tepe Höyük’te Neolotik Çağ’a ait önemli bilgiler ve belgeler elde edilmiştir. Bu çağda insan, yiyeceklerini artık kendisi üretmeye başlamıştır. Ürettiği yiyecekleri saklama imkânlarını oluşturup, ihtiyacı olduğunda kullanmayı öğrenerek, olumsuz hava koşullarında yiyecek toplama veya av peşinde koşma zorunluluğundan kurtulmuştur. Tahıl ürünlerini ekip biçmek insanları göçebelikten kurtarmış, verimli topraklara yerleşmelerini sağlamıştır. Gerek kazı çalışmaları yapılan höyüklerde, gerekse tespiti yapılmış diğer höyüklerde yürütülen yüzey araştırmalarında, bölgedeki yaşamın Neolotik çağdan Tunç çağının sonlarına kadar (M.Ö. 1200) kesintisiz olarak devam ettiği anlaşılmaktadır.

Hitit ve Troya gibi krallıkların yıkılması ile birlikte Anadolu’nun batı kısmında karmaşa ve belirsizlik yaklaşık dört yüz yıl devam etmiştir. Bithynia ve Mysia antik yerleşim bölgeleri sınırları içerisinde bulunan Bursa çeşitli dönemlerde çeşitli krallıklar tarafından istilalara uğramıştır. MÖ 546 tarihinde Lydia Devletini yıkarak Batı Anadolu’yu ele geçiren Perslerin hâkimiyeti altına girmiştir. Yaklaşık iki yüz yıl süren Pers egemenliğinden sonra bölge, MÖ 333 yılında Persleri yenerek Anadolu’ya giren III. Alexander (Büyük İskender) hâkimiyeti ile tanışmıştır. İskender ile başlayan ancak onun ölümünden sonra oluşan ve MÖ 30 yılına kadar süren, Helenistik dönem krallıkları olarak adlandırılan dönemde, I. Nikomedes (MÖ 279-250) tarafından Bithynia Krallığına bağlanmıştır.

Günümüz Bursa’sının kurulu olduğu alanda ise ilk atılan temelin MÖ 4. yüzyıla dayandığına dair çeşitli bilgiler vardır. Bu temel ovaya hâkim bir noktada atılmıştır. Uludağ’ın (Olympos) yamaçlarına yakın olan bu alan daha sonra surlarla çevrelenmiş ve yavaş yavaş şehir oluşmaya başlamıştır. Şehrin ilk temelini atanın Kartaca’nın büyük generali Hannibal Olduğu kabul edilir. Romalılara yenilerek Suriye’ye kaçan Hannibal düşmanın eline düşmekten korktuğu için Bithynia kralı I. Prusias’ın sarayına sığınarak orada misafir edilir. Prusias devletinin batı sınırını korumak için Olympos’un eteğinde bir kale konumundaki yerin önemini anladı. Bursa’nın bulunduğu yer Ryndakos (Kocaçay) ve Makestos (Simav-Susurluk) çaylarının vadisinden oluşan geniş ovaya hâkim bir konumda idi. Karadan yapılan saldırılar bu taraftan başlatılıyordu. Şehir stratejik nedenlerle I. Prusias tarafından inşa edilerek tahkim edildi. Günümüzde bu yerleşim bölgesi “Hisar içi” olarak ifade edilmektedir. Şehri yukarıdan gören bu yüksekçe alanın çevresi ise surlarla kapatılmıştır.

1934’te Bursa’ya gelmiş olan Charles Texier Bursa Hisarını şöyle tanımlar: “…Bursa şehrinin tamamı, Hisar ve kenar mahallelerden oluşan asıl şehirdir… Kenar mahalleler sağa sola yayılmıştır. Yüksek bir tepeye sağlam bir şekilde yerleşmiş olan Hisar şehre egemendir. Kale duvarları ile bunun üzerinde ağır ve sağlam burçları vardır.

Bithynia’nın son kralı olan III.Nikomedes zamanında kral ve devleti adeta Roma İmparatorluğu’na bağlı bir devlet gibi yaşar. Kral III. Nİkomedes MÖ 74 yılında öldüğünde ülkesinin Roma İmparatorluğu’na bağlanmasını vasiyet eder. Bu vasiyet ile birlikte bir Bithynia şehri olan Bursa (Prusia) Roma’nın bir şehri haline gelir ve bu değerli şehirde hayat aynen akmaya devam eder.

Roma çağında, Prusa ad Olympum olarak da isimlendirilen kent, önemini bu çağın sonlarına kadar devam ettirmiş, Geç Roma ve Erken Bizans dönemlerinde ise Hristiyanlar için çok önemli bir bölge olmuştur. Bugünkü Uludağ’ın değişik kısımlarında MS 4. yy. sonlarından itibaren Orta Bizans dönemine kadar (MS 8-11.yüzyıl) sayıları 50’yi geçen kilise ve manastır kurulmuştur. Bu manastırların çokluğu nedeniyle Uludağ’a Keşişdağ adı verilmiş ve Uludağ 19. yüzyıl sonuna kadar bu isimle anılmıştır.

Bizans dönemi şehrin Osmanlılar tarafından fethine kadar sürmüştür. Bu süre de yer yer kötü günler geçirmiş olan şehir kıymetini her zaman korumuş ve güzide bir yer olarak Bizans İmparator ve İmparatoriçeleri tarafından uğranılan ve sıcak sularından istifade edilen bir şehir olma özelliği taşımıştır.

1204-1261 yılları arasında Nikeia (İznik)’a bağlı sönük bir tekfurluk olarak yaşamını sürdürdüğü anlaşılan Prusa, hisardan ibaret bir kent iken, Osmanlı’nın hâkimiyeti ile birlikte bilhassa ilk 200 yıllık dönemde diğer kentlere göre büyük gelişmeler göstermiş, şehir Hisar’ın dışında batı ve doğuya doğru genişlemiş ve birçok mimari yapı ile süslenmiştir.

Bursa’nın fethi 1326 tarihinde Orhan Gazi tarafından gerçekleştirilmiştir. Şehrin kuşatılması ise Osman Gazi zamanında gerçekleşmiş ve bu kuşatma uzun yıllar sürmüştür. Osman Gazi girmiş olduğu birden fazla mücadelede Bizans tekfurlarına ait orduları mağlup etmiş ve Bursa önlerine kadar gelmiştir. 1310 tarihinde Osman Gazi tarafından kuşatma hareketi başlamış ve şehrin surlarını görebilecek iki yüksek noktaya kule yaptırmıştı. Osman Gazi’nin 1324 tarihinde vefat etmesi üzerine kuşatma oğlu Orhan Gazi tarafından zaferle sonuçlandırılmıştır. O dönemler de top ve tüfek olmadığından, kale ve hisarları düşürmek için kullanılan en önemli taktik, kaleleri kuleler vasıtasıyla gözetim altında tutarak giriş ve çıkışları engellemekti. Böylece kale halkını aç bırakarak, suyunu keserek kan dökmeden kentler ele geçiriliyordu.  Bursa’nın ele geçirilmesinde de “vire” denilen bu metot uygulanmış, aç ve susuz kalan halk, Tekfur’a karşı ayaklanmış ve şehir kan dökülmeden Osmanlılara teslim edilmiştir. Fetih sonrası büyüyen ve gelişmeye başlayan Bursa Osmanlı’da beylikten devletliğe geçişin şehri halini almış ve başkent olmuştur. Böylece küçük bir Bizans kasabası olan Bursa Hisarı, bir devletin yönetim merkezi haline gelmiştir. Doğal olarak Bursa şehri de büyüyüp gelişmiş, Hisar’ın içine sıkışmış küçük bir kale şehri görüntüsünden uzaklaşmıştır. Orhan Gazi ile başlayan bu gelişme diğer hükümdarlar tarafından da uygulanmış ve şehrin farklı noktalarına yapılan külliyeler ile birlikte Bursa büyük bir şehir olma yolunda emin adımlarla yürümüştür. Bu özelliği ve diğer güzellikleri ile birlikte Bursa birçok Osmanlı padişahı tarafından çeşitli zamanlarda ziyaret edilmiştir.

 

KAYNAK: Bilal Çağatay Erentürk, Bursa Gezi Rehberi Bursa Cumalıkızık Mudanya Tirilye Gölyazı, Ozan Yayınları, 2018, s. 200-202