
Gölyazı, Bursa’nın Nilüfer ilçesine bağlı, Uluabat Gölü kıyısında yer alan tarihi ve turistik bir yerleşimdir. Gölün içine doğru uzanan küçük bir yarımada üzerine kurulu olan Gölyazı; tarihi sokakları, balıkçı tekneleri, eski evleri, antik kent kalıntıları ve göl manzarasıyla Bursa’da gezilecek yerler arasında özel bir konuma sahiptir.
Bugün sakin bir göl kasabası görünümünde olsa da Gölyazı’nın geçmişi binlerce yıl öncesine uzanır. Antik Çağ’dan Roma ve Bizans dönemlerine, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan yerleşim, aynı zamanda Bursa’nın önemli arkeolojik alanlarından biridir.
Gölyazı’nın bilinen tarihi MÖ 6. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Antik dönemde burası Apollonia ad Rhyndacum adıyla bilinen önemli bir yerleşimdi. Kentin adında geçen “Rhyndacum”, günümüzde Orhaneli Çayı veya Kocasu olarak bilinen antik Rhyndakos Nehri ile ilişkilidir.
Anadolu’da Apollonia adını taşıyan birden fazla antik kent bulunduğundan buradaki yerleşim diğerlerinden ayrılması amacıyla Apollonia ad Rhyndacum adıyla anılmıştır.
Gölyazı ve çevresinde antik kentin geçmişini ortaya koyan çok sayıda arkeolojik iz bulunmaktadır. Antik tiyatro, nekropol alanı, sur ve kale kalıntıları, antik yollar, su kemeri ve Kız Adası üzerindeki Apollon Tapınağı kalıntıları bölgenin tarihsel zenginliğini gösteren başlıca örneklerdir.
Roma döneminde gelişimini sürdüren kent, Bizans döneminde de önemini korumuştur. Günümüzde gerçekleştirilen arkeolojik çalışmalar sayesinde antik Apollonia'nın yerleşim düzeni, savunma sistemi, kutsal alanları ve günlük yaşamına ilişkin yeni bilgiler ortaya çıkarılmaya devam etmektedir.
Gölyazı çevresi Osmanlı Beyliği’nin Bursa ve çevresinde güç kazandığı dönemde Osmanlı hâkimiyetine girdi. Osmanlı döneminde bölgede Rum ve Türk nüfus uzun yıllar birlikte yaşadı. Balıkçılık, tarım ve göl çevresindeki ekonomik faaliyetler yerleşimin günlük yaşamının önemli bir bölümünü oluşturdu.
Gölyazı’nın toplumsal yapısındaki önemli değişimlerden biri ise Cumhuriyet’in ilk yıllarında gerçekleşti. Türkiye ile Yunanistan arasındaki nüfus mübadelesi sonrasında bölgedeki Rum nüfus ayrılırken, Yunanistan’dan gelen Türk aileler Gölyazı’ya yerleştirildi. Böylece bugün Gölyazı sokaklarında görülebilen mimari ve kültürel dokunun içerisinde farklı dönemlerin izleri bir arada yaşamaya devam etti.
Bu çok kültürlü geçmişin önemli yapılarından biri Aziz Panteleimon Kilisesi’dir. 20. yüzyılın başlarında inşa edilen yapı restore edilmiş ve günümüzde Gölyazı Kültürevi olarak kullanılmaktadır.

Gölyazı’yı Bursa’nın diğer tarihi yerleşimlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri kuşkusuz Uluabat Gölü ile kurduğu ilişkidir. Yerleşimin büyük bölümü gölün içine uzanan yarımada üzerinde bulunduğu için su, Gölyazı’nın hemen her noktasında karşınıza çıkar.
Göl yalnızca Gölyazı’nın manzarasını değil, burada yaşayan insanların hayatını da şekillendirmiştir. Balıkçılık, geçmişten günümüze bölgenin önemli geçim kaynaklarından biridir. Sabah saatlerinde göle açılan balıkçı tekneleri ve kıyıya bağlanmış küçük kayıklar bugün Gölyazı'nın karakteristik görüntülerinin başında gelir.
Gölyazı ve Uluabat Gölü özellikle doğa ve fotoğraf tutkunları açısından da Bursa’nın dikkat çeken rotalarındandır. Göl üzerinde oluşan gün doğumu ve gün batımı manzaraları, yarımadanın tarihi dokusuyla birleşerek bölgeye kendine özgü bir atmosfer kazandırır.
Gölyazı denildiğinde akla gelen simgelerden biri de Ağlayan Çınardır. Yerleşimin giriş bölümünde bulunan asırlık çınar, geniş gövdesi ve göl kıyısındaki konumuyla Gölyazı ziyaretlerinin klasik duraklarından biridir.
Çınarın ardından yarımadanın içerisine doğru ilerlediğinizde Gölyazı’nın dar sokakları ve geleneksel evleriyle karşılaşırsınız. Yerleşimin küçük olması burayı yürüyerek keşfetmeyi oldukça keyifli hâle getirir.
Bir tarafta Uluabat Gölü'nün manzarasını izlerken diğer tarafta eski evleri, sur kalıntılarını ve geçmişten günümüze ulaşan yapı izlerini görmek mümkündür. Bu özelliği Gölyazı'yı yalnızca doğal güzellikleriyle değil, tarihi dokusuyla da gezilmesi gereken bir Bursa rotası hâline getirir.

Gölyazı gezisinin belki de en dikkat çekici yönü, günümüzde yaşayan bir yerleşimin altında ve çevresinde Apollonia ad Rhyndacum Antik Kenti'nin bulunmasıdır.
Antik tiyatrodan nekropole, kent surlarından kutsal alanlara kadar farklı noktalarda Apollonia’nın izlerine rastlanmaktadır. Özellikle bölgede sürdürülen arkeolojik çalışmalar, Gölyazı’nın turistik değerinin yanında önemli bir arkeolojik destinasyon olduğunu da ortaya koymaktadır.
Bu nedenle Gölyazı’yı gezerken yalnızca güzel bir göl kasabasında dolaşmadığınızı; yaklaşık 2.500 yıllık geçmişe sahip bir yerleşimin üzerinde yürüdüğünüzü unutmamak gerekir.
Bugün Gölyazı’da gezilecek yerler tarih, doğa, arkeoloji ve göl kültürünü aynı rota içerisinde bir araya getirir. Ağlayan Çınar’ın altında mola vermek, tarihi sokaklarda yürümek, Apollonia ad Rhyndacum kalıntılarını görmek, Gölyazı Kültürevi’ni ziyaret etmek ve Uluabat Gölü kıyısında gün batımını izlemek bölgenin sunduğu başlıca deneyimler arasındadır.
Bursa şehir merkezinden ulaşılabilmesi ve küçük bir alanda çok sayıda tarihi ve doğal değeri bir araya getirmesi nedeniyle Gölyazı, Bursa’da günübirlik gezilecek yerler arasında değerlendirilebilecek en karakteristik rotalardan biridir.
Gölyazı; Uluabat Gölü’nün sakinliği ile Apollonia’nın binlerce yıllık tarihini aynı manzarada buluşturan, Bursa’nın geçmişini ve doğal güzelliklerini birlikte keşfedebileceğiniz özel bir yerleşimdir.

Uluabat Gölü kıyısında yer alan Gölyazı; doğal güzellikleri, tarihi sokakları ve Apollonia ad Rhyndacum Antik Kenti kalıntılarıyla Bursa’nın en dikkat çekici gezi rotalarından biridir. Küçük bir yerleşim olması sayesinde Gölyazı’nın merkezindeki birçok noktayı yürüyerek keşfedebilirsiniz. İşte Gölyazı’da gezilecek yerler arasında öne çıkan duraklar:
Gölyazı’nın simgelerinden biri olan Ağlayan Çınar, yarımadaya geçiş noktasında ziyaretçileri karşılayan asırlık bir çınar ağacıdır. Geniş gövdesi ve çevreye yayılan dallarıyla Gölyazı’nın en çok fotoğraflanan noktalarından biridir. Gölyazı gezinize başlamak ve Uluabat Gölü kıyısında kısa bir mola vermek için güzel bir duraktır.

Zambak Tepe’nin batı yamacında bulunan Aziz Panteleimon Kilisesi, Gölyazı’nın Rum Ortodoks geçmişinden günümüze ulaşan önemli yapılardan biridir. 1908-1918 yılları arasında inşa edilen yapı, uzun süre kullanılmadıktan sonra restore edilmiş ve 2014 yılında Gölyazı Kültürevi olarak hizmet vermeye başlamıştır. Yapı içerisinde Gölyazı’nın geçmişine ilişkin tarihi fotoğraflar, belgeler ve çeşitli eserler görülebilir.
Bugünkü Gölyazı yerleşimi, antik dönemde Apollonia ad Rhyndacum olarak bilinen kentin üzerinde ve çevresinde gelişmiştir. Antik kentte tiyatro, nekropol, kutsal alan, surlar, su yapıları ve Apollon Tapınağı gibi yapılara ait kalıntılar bulunmaktadır. Gölyazı’yı gezerken görülen pek çok arkeolojik iz, yerleşimin yaklaşık 2.500 yıllık geçmişinin parçalarını oluşturur.
Gölyazı’nın ada yerleşiminin kuzeyinde bulunan Zambak Tepe, hem manzarası hem de arkeolojik önemi nedeniyle görülmesi gereken noktalardan biridir. Tepenin güney yamacında Apollonia ad Rhyndacum’un antik tiyatrosu yer almaktadır. Yaklaşık 5 bin kişilik olduğu tahmin edilen tiyatroda arkeolojik kazılar yürütülmektedir. Zambak Tepe aynı zamanda Uluabat Gölü ve Gölyazı’yı yukarıdan görebileceğiniz güzel seyir noktalarından biridir.
Antik kentin mezarlık alanı olan nekropol, Gölyazı’nın giriş bölümünde yer almaktadır. Burada gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda farklı mezar tipleri ve antik kentin ölü gömme geleneklerine ilişkin önemli buluntular ortaya çıkarılmıştır. Nekropol, Apollonia ad Rhyndacum’un yalnızca yaşayanların kentini değil, antik dönemin inanç ve gömü geleneklerini de anlamamızı sağlayan önemli bir arkeolojik alandır.
Gölyazı’nın farklı noktalarında Apollonia ad Rhyndacum kent surlarının izlerini görmek mümkündür. Halk arasında Taş Kapı olarak bilinen kalıntı da antik kentin savunma sistemiyle ilişkilendirilen yapılardan biridir. Gölyazı sokaklarında dolaşırken günümüzdeki yerleşim dokusu içerisinde antik ve sonraki dönemlere ait sur parçalarıyla karşılaşmak mümkündür.
Gölyazı’nın doğal güzelliğini belirleyen en önemli unsur Uluabat Gölüdür. Göl, balıkçılık kültüründen yerleşimin günlük yaşamına kadar Gölyazı’nın karakterini şekillendirmiştir. Kıyıda sıralanan küçük balıkçı tekneleri ve göl manzarası özellikle fotoğraf tutkunlarının ilgisini çeker. Gün doğumu ve gün batımı saatleri Gölyazı’nın en güzel manzaralarını sunduğu zamanlardır.
Gölyazı’yı keşfetmenin en güzel yollarından biri yarımadanın dar sokaklarında yürümektir. Eski evler, göle açılan sokaklar, sur kalıntıları ve geleneksel yaşamın izleri bölgenin kendine özgü atmosferini oluşturur. Gölyazı’nın küçük yerleşim dokusu sayesinde kısa bir yürüyüş içerisinde hem tarihi yapıları hem de Uluabat Gölü manzarasını görmek mümkündür.
Gölyazı’yı farklı bir açıdan görmek isteyenlerin tercih edebileceği aktivitelerden biri de Uluabat Gölü’nde tekne gezisidir. Gölden bakıldığında Gölyazı’nın yarımada üzerindeki yerleşimi ve çevredeki adalar daha net görülebilir. Özellikle gölün sakin olduğu saatlerde yapılan tekne gezileri, Gölyazı ziyaretinin keyifli bölümlerinden birini oluşturur.